11 Mayıs 2016 Çarşamba

BUKALEMUN İNSAN

Bukalemun insanlar... Bulunduğu ortamın rengine bürünenler. En basitinden, sağ eliyle yemesi gerekirken görgüsüzlük olduğunu düşünüp sol eliyle yiyenler. Hayır konuşması gerekirken moda konuşanlar. Sayısız örnek... Böylece boyanır dururlar ortamın rengine.
Renklere karşı değiliz elbette. Utanınca yüzde beliren kırmızıyı severiz mesela. Ama altın gibi olmuş bu özellik. Kim buna sahipse değerli bir şeye sahip olduğunu bilmeli. Ama en çok da "Allah'ın boyası" ile boyananlar olmalıyız. İnce noktaları yakalamak önemli. Bir tarafta bulunduğu ortamın rengini alanlar, diğer tarafta Allahı'n boyası ile boyananlar. İkisi de zahiren aynı. Bir renge bürünüyoruz. Ama fark açıkça belli. Bir örnek verelim. Eğer demiri her defasında güzelce boyarsan pas tutmaz. Bir gıdaya, gıda boyası koyarsan işin iç yüzünü bilenler tercih etmez. Ama bir grup vardır gıdanın rengine kapılıp gider. Hayat da öyle, yanlışların rengine kapılıp gidiyor maalesef insan.
Bir kötü nokta ise insanın kendi rengiyle değil, popüler olan renge bürünüp gezmesi sonucu temsil ettiği dini, milleti, aileyi v.s. temsil edemiyor oluşudur. Günümüzde her insan bir potada eritilmek isteniyor.
Bukalemun inanlardan daha kötüsü, bulunduğu kabın şeklini alan sıvı insanlardır. Bu tip insan da bulunduğu ortama göre davranır fakat adı üstünde sıvı yani cıvık insanlar. Sevilmezler. Ortam dağıldı mı yani kap kırıldı mı dağılır giderler. Kendini her tarafa bulaştırırlar.
Yazması, söylemesi kolay. Belki daha da kötüsü biz de bu durumlara düşüyorken, kendimizi böyle görmememiz, "Ben yapmam."  dememizdir. Hadi kabul ettik diyelim, bu sefer de "Başkalarından banane" deriz. Hadi bunu da demedik uğraştık didindik. Ama bu sefer de pes ederiz, "Anlatıyorum, anlatıyorum olmuyor" deriz. İşimiz 1 kere insanlarla mücadele, 3 kere kendimizle mücadeledir. Hz. Nuh'un kıssasından dersler çıkartmalıyız.
Kazananlar çok kişiye ulaşanlar değil, mücadelesini hakkıyla verenlerdir.
   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder