Ah dostum,
Yemin etmiştik ya
Tükürüğümüz ile boğacağımız(!) zalimleri
Gözyaşı ile boğmaya.
Ağlıyorduk ya
Ölüme soğuk bir suda denk gelen Aylan’a,
Ambulansta ağlayamayan Ümran’a.
Ağlıyorduk hani,
Cenneti bir elma kokusunda bulan Ahmed’e,
Daha ilk nefesini veremeden son nefesini veren Muhammed’e.
Ah dostum,
Şimdi görüyorum ki
Gözyaşlarımız kurumuş ulaşamadan dudaklara.
Sonra da girmişiz sıcak yataklara.
Kardeş dediklerimiz ise mezardan yatakta.
Uyumadan önce düşünüyor muyuz?
Üşüyor mu Ayşe, aç mı Hamza?
Şu baba kaçıncı çocuğunu koyuyor toprağa,
Peki şu annenin kaçıncı bebeği kefene sardığı, sarmadan kundağa.
Ah dostum,
Eller açılıyor bir dakikalığına semaya:
”Allah’ım ebabilleri gönder mazlumlara!”
Duasıdır ki bu, taşı eline alanların değil, koyanların ebabilin gagasına.
Vallahi yalvarmalıyız, yakarmalıyız.
“Allah’ım bizleri ebabil kıl.”
Vallahi bir taş değil bin taş atarız.
Yetmezse vücutlarımız taş eyle,
Yağdır bizi Her bir zalimin üzerine.
Dostum,
Onlar ki Allah yolunda şehitler,
Cennet meyvesiyle nimetlenenler.
Peki ya bizler?
“Şehit oldular” deyip kendimizi kandırdığımız bizler,
Allah yolunda savaşmaktan gizli gizli kaçan bizler,
Slogandan öteye gitmeyen sese sahip bizler?
Şimdi soruyorum bizlere,
Melekler sormadan önce.
Onların hakkı yok muydu?
Allah için yaşamaya,
Bir gülü koklamaya,
Annesine sarılmaya,
Babasının yolunu gözlemeye,
Ağlayarak kapanmak secdelere?
Bizler gibi(!)
Ah dostum işte böyle.
Biz ne hakkediyoruz yaşamayı ne de şehit olmayı.
Bu dünyada gördüğümüz acı,
Cehennemde tadacağımız azabın bir payı.
Vallahi şikayetçiyim bizden,
Vallahi şikayetçi.
999 elimiz kağıt gibi yansın...
YanıtlaSil