11 Nisan 2017 Salı

ZAMANSIZ ZAMAN

1)Henüz saatin icat edilmediği dönemde, bir horozun ötüşü ile uyanılan sıradan bir güne uyanıyordu insanlar. Belki de kimisinin horozu biraz geç ötüyordu, kimisininki ise bilmem kaçıncı kez…
Gün başlıyordu. Kahvaltılar hazırlanıyordu. İnsanlar keyifli idi. Kimisi tarlaya gidiyordu, kimisi atölyeye… Herkes işinin başında idi.
Gölgeler iyice kısalmıştı, öğlen olmuştu. Daha öğlen olmasına rağmen işlerinin çoğunu bitirmişti insanlar. Biraz dinlenmeleri hakları idi. Yemek yiyen oldu, su içen…
Artık gökyüzü kızıla boyanmaya, güneşe ise çıplak gözle daha rahat bakılmaya başlanmıştı. Akşam düşmüştü ülkeye. İnsanlar tüm işlerini bitirmiş mutlu bir şekilde eve gidiyorlardı.
Meydanda, karanlığın içinden bir genç koşarak geliyordu. Elinde büyükçe bir şey, yüzünde bir gülümseme.
“Oldu. Yaptım. Yaptım!” diye bağırıyordu.
Kalabalıktan bir ses:
“Ne oldu, ne yaptın?” diye sordu.
Genç:
“Saat yaptım, saat. Artık zamanı daha kolay öğreneceğiz. Bakın günü 24’e ayırdım. Yani bir günde 24 saat var.” dedi.
Bu sefer başka bir ses:
“ Ne çok vaktimiz varmış bizim.” dedi.

2)Bir günde binlerce saatin üretildiği bir dönemde, bir telefonun çalar saati ile uyanılmaya çalışılan sıradan bir güne uyanmaya çalışıyordu insanlar. Belki de kimisinin saati biraz geç çalıyor. Kimisinin ise üçüncü ertelenişi idi.
Gün başlıyordu. Dolaptan bir iki zeytin atılıyordu ağza. Yol üstünde alınacak bir simit ve kahve öğlene kadar yetecekti. Kimisi işe giderken telefonundan sanal tarlasını sürüyor, kimisi ise bir oyunun içindeki atölyede bir şeyler üretiyordu. Ve sonunda herkes masanın başında idi.
Uykusuz geçen bir geceden dolayı gözler iyice kısalmıştı, öğlen olmuştu. Öğlen olmasına rağmen işlerin çoğu duruyordu. Biraz dinlenmeyi hak et(me)mişlerdi. Kahve içen oldu, sigara içen…
Artık gözler kıpkırmızı olmaya başlamıştı, akşam olmuştu. İnsanlar işlerini bitirememiş, mutsuz bir şekilde eve gidiyorlardı.
Otobüs durağında, elindeki büyük çantadan anlaşıldığı üzere eve iş götüren bir genç, orta yaşlı olana yaklaştı.
Ve
“Saat kaç acaba” diye sordu.
“Bu devirde saati her yerden öğreniyorsun. Baksana telefonuna. Ne bileyim yolda her yerde saatler var. Otobüste var. Her yerde var. Artık saati öğrenmek çok kolay.” dedi orta yaşlı olan ve devam etti.
“9 oluyor.”
Genç olan:
“Ne kadar az vaktim kalmış.” dedi.

Ne demişler?
“Saati koluna takmakla zamana hâkim olamazsın.”
Gün hiç değişmedi. Hep 24 saat idi. Peki değişen ne idi? Neden yetmiyordu insana artık bu zaman?
Değişen insan idi, insanın arkadaşları idi.
Kimi boş muhabbete katıldı,
Kimi vakit öldürmek için bir oyuna.
Bazısı şeytana uydu,
Bazısı yanlış arkadaşlara.

Görüyoruz ki:
Saatler çoğaldı lakin vaktimiz çok azaldı.






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder