8 Nisan 2017 Cumartesi

CEZAEVİNE DİKİLEN AĞAÇ

Metroda rast geldiğim bir reklam afişi çekmişti dikkatimi. Bir cezaevine 10000 kitaplık bir kütüphane açılacakmış. Hangi il hangi cezaevi pek hatırlayamıyorum. Sinop cezaevi olabilir. Eğer Sinop ise iş daha da garip bir hal almıyor değil. Zira Sinop cezaevi en eski cezaevlerinden biridir ve belki de dönemin en kaçınılası yeridir. Sinop cezaevi hakkında birkaç yazı okursanız bunları görebilirsiniz.
Hatta birkaç yazara da rastlamanız mümkündür.
Benim için cezaevinin bu yazıda ismi önemli değil. Buradaki önemli nokta bir cezaevine kütüphane açılması. Hem de 10000 kitaplık. Trajikomik bir olay. Bu yazıyı okuyanlar kesinlikle benim “mahkumlara kitap götürmeye ne gerek var?” gibi bir düşünceye sahip olduğumu düşünmesinler. Bilakis herkes okumalıdır. Dikkatleri çekmek istediğim nokta bu kütüphanenin açılışının bir reklam haline getirilmesi.
İnsan cezaevinde böyle bir şey açıldığına sevindiği kadar, aynı zamanda bu kadar mahkûmu buraya düşürmeden önce kütüphaneler ile tanıştırılmadıklarına üzülmesi gerek. Tanıştırılmadıkları diyorum çünkü her insan temiz bir fıtrat üzerine doğar onu yoldan çıkaran çevresi, yaşadığı toplumdur.
Burada Zootropolis isimli bir animasyon filminden örnek vermek istiyorum. Filim isminden de anlaşılacağı üzerine hayvanlar üzerinden toplum eleştirisi yapılıyor. Bir tilki karakteri var. Adı Nick Wild. Tabi ki kurnaz ve üçkağıtlar ile para kazanan bir karakter. Nick, küçük yaşta izci olmak ister fakat katılacağı izci grubunun tamamının av hayvanlarından oluşması onun dışlanmasına sebep olmuştur. Durum böyle olunca da avcı olan Nick’in tüm hayalleri suya düşmüştür. İşte önemli olan nokta geliyor. Nick, yanındaki tavşana:
“Madem hayat beni tilki olarak görüyor, tilki olmaya zorluyor ben de o zaman tilki olacağım dedim.” Diyor.
İçinde olduğumuz toplum kişi üzerinde çok büyük bir etki sahibidir. Toplum kişiyi yanlışa sürükleyebilir. Birbirimize “İşte sen böylesin.” “Senden de bu beklenirdi.” “Aman o zaten hırsızın teki.” Gibi cümleler kurdukça o kişi veya kişiler, ne kadar iyi bir insan olmak istese de olamayacaktır.
Tabi ki her suçta kişinin de hatası vardır. Ama toplumun da hatalı olduğunu unutmamak gerek. Zira sonra hapishanede kütüphane açınca seviniriz.
Düşünsenize, İstanbul’da bir baharı anlatan bir romanı okuyor mahkûm. Sizce bu bir hediye mi yoksa yeniden “İşte sen busun. Sen burayı hakkediyorsun. Dışarı ise bizim.” Demek midir?
Hapishaneye ne kadar çok kitap giriyorsa o kadar mahkûmun da var olduğunu unutmayalım.
Son olarak:
Ülkemizde kişi başına düşen yıllık kitap sayısı 8. Okumuyoruz yani. Ee okumayıp kitapları cezaevine gönderiyoruz. Kitapları da mı dışlıyoruz? “Senin gibi bir kitap ceza çekmeli.” Mi diyoruz? Daha öncede dediğim gibi mahkumlar okumasın demiyorum, okusunlar en çok onlar okusunlar. Ben sadece özgür olan insanların bir şeylerin farkına varmasını istiyorum.
Hapishanelerde kendimizi kütüphaneye kapatmadan önce kütüphanelere mahkûm olmalıyız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder