Uyumak... Geceleri suç olmuş bize.
Sessiz odada, bir sahilde bulunan kuytu bir köşede, bir parkın karanlıklara gömülmüş bankında, ormanda binlerce yıldızın altında, kısacası yalnızlığın, yalnız kaldığı her mekanda...
Ne kadar uykumuz olsa da uyumayız böyle yerlerde. Evet, fırsatı değerlendirmek isteriz. Hangi fırsatı?
Yalnızlığı...
Sonsuz olmasa da ihtiyacımız olan bir yalnızlığı.
Kalabalıklara hapsolmuş ruhumuzun, bedenimizin, düşüncelerimizin, yüreğimizin, hayallerimizin uykuya değil de yalnızlığa ihtiyacı var sanırım.
Suçlu gibi hissetmemizin sebebi ise gün içinde;
Düşüncelerden düşüncelere atlamaya zorladığımız beynimizin,
Duygudan duyguya sıçramasına sebep olduğumuz kalbimizin,
Kurduğumuz fakat söylemekten utandığımız hayallerimizin,
İçimizden gelenleri değil de, insanlara göre söylediğimiz düşüncelerin
Gerçekten, onlara hakettikleri yaşam hakkını vermediğimizi düşünmemizdir.
Yalnızlığımız, her şeyiyle bir gizli dil; anlamasını, dinlemesini bilene.
Çekinmediğimiz, küçümsenmediğimizin, yanlışların yüzümüze vurulmadığı yalnızlık ülkesinde konuşulan bir dil.
Söyleyeni biziz,
Dinleyeni biz;
Anlayanı biziz,
Yargılayan biz.
Uykuya olduğu kadar,
Uykusuz kalmaya ihtiyacı olan
Yine biz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder