Örnek alındığı söylenen hatta sadece iyi(!) haysiyetlerinin alındığı belirtilen Avrupa'nın ister istemez yemek kültürü de ülkemize girmiş bulunuyor. Pizzacısı, hamburgercisi, kahvecisi... Daha da çoğaltabileceğimiz bu örnekler fast-food kategorisine giriyor. Yani etrafımız 30 dakikadan az gelen pizzacılarla, bir kaç dakikada menü hazırlayabilenlerle, kahvenizi ayaküstü hemen içebileceğiniz kahvecilerle dolu. Yemek kategorisinde hız güzeldir diyebilirsiniz, ee haklısınız da. Ama bu ülkede "hızın" hızını kesemiyoruz. Etrafımız sürekli hızlanan şeylerle dolmaya başladı: internet, arabalar v.s. "Bu da güzel" diyebilirsiniz ve yine haklısınız.
Karnı aç olanlar bu kadar hızlı doyurulabiliniyorsa. Başarıya aç(!) insanlar da hızlıca başarıya ulaşmak isteyeceklerdir. Herkesin gözlemlediği bir durum var, örneğin bir üniversite öğrencisi, sınavlardan önce pizzacıya gider gibi kırtasiyeye gider şöyle bir bakar hangi notlar var sonra da "Ben şundan şundan çektireyim" der. kırtasiyeci de istediğini yerine getirir üstelik bir fast-food dükkanında nasıl yemek sıcak geliyorsa burda da notlar sıcacık gelmektedir, üstelik kısa bir süre de. Nasıl ki bir hamburger 5 dakika da bitiyorsa notlar da 5 dakika okunur ve sınava girilir. sonuç F'dir. Ama denilir ki "Çalıştık o kadar sınavda zordu yapamadık." Başarıya aç aynı zamanda 4.5G'ye (yüksek hıza) alışık kardeşim sene sonu görür 5F. 4.5 u da geçmiştir artık. Hedef hızlandırılmış yaz okulu. Fast-food nasıl zararlıysa fast-başarıyı istemek de böyle zararlıdır.
Yani, başarıya aç olmakla karnı aç olmayı karıştırmamak lazım. Birinde 2 saat sonra boşalacak bir mide dolmakta, diğerinde ise sindire sindire öğrenildiğinde unutmayacak beyin dolmaktadır.
O kadar alışmışız ki ama hıza, başarı da hemen gelsin istiyoruz. Olmuyor arkadaşlar böyle.
Başarı, emek, sabır ister.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder